TÜRKİYE’DE ‘evlilik okulu’ adı altında hizmet veren özel
veya resmî bir eğitim kurumu biliyor musunuz? Ben
bilmiyorum, en azından duymadım. Bazı üniversite hocalarının
özel çabalarıyla ‘ana baba okulu’ adı altında halka açık
kurslar düzenlendiğini biliyorum, ancak gençleri evliliğe
hazırlayan bir ‘evlilik okulu’ bilmiyorum.
Çok büyük aşklarla ve umutlarla başlayan evliliklerde
bile, ilk zamanlardaki coşku bir süre sonra yerini
monotonluğa bırakır. Bunu önlemenin en önemli yollarından
biri ise çiftlerden her birinin, birbirinden bağımsız
hayatları olduğunu kabul etmeleridir. Kendi hayatınızı
ihmal etmeyin.
Evliliklerde çiftler bazen etraflarında
başka insanlar, aktiviteler vb. olduğunu unuturlar ve
sadece birbirlerine odaklanırlar. Bu anlaşılır bir durum
olmakla birlikte dışarıya açılan bir pencereniz olmazsa
bir süre sonra birbirinizi boğabilirsiniz.
"İnsanlar çokeşlidir, onları tekeşliliğe zorlarsanız
aldatır" diyen Prof. Dr. Mansur Beyazyürek, aldatmayı
psikolojik bozukluk olarak değerlendirmenin yanlış
olacağını söylüyor. Beyazyürek'e göre; eğitimsel,
sosyal, kültürel özellikler bir araya geldiğinde aldatma
kaçınılmaz olarak ortaya çıkıyor.
Ünlü Psikiyatrist
Prof. Dr. Mansur Beyazyürek, hastası Bayan C'nin
evliliğinin aldatmayla nasıl sarsıldığını ve terapi
süreci içinde neler yaşadığını anlattı. Beyazyürek, Türk
toplumunda en sık rastlanan aldatma türlerinden birini,
psikiyatrik açıdan yorumladı...
1. Seans:
İlk geldiği gün aldatıldığı için mutlaka boşanmak
istediğini söylüyordu
Yıllarca süren borç ödemeleri, hem kişisel ihtiyaçların
karşılanmasını engelliyor, hem de ev, araba, ev eşyası,
ulaşım, sağlık, giyim, mutfak harcamaları gibi aklınıza
gelen tüm kalemlerde beklentilerin karşılanmamasını
netice veriyor.
Yıllardır yaşadığı ailevî
problemlerden dolayı bunalan Ayşe Hanım, kocası Ahmet
Bey’e, umutla seslendi:
“Artık bu sorunu kendimiz çözemiyoruz. Gel bir
psikoloğa gidelim.”
Ailevî sorunların meydana gelmesinde ve sürmesinde en
önemli faktörlerden birisi, eşlerin birbirlerini
yanlış tanıması ve yanlış anlamasıdır. Sorun olan
ailelerde iki taraf da, kendisini hatasız ve kusursuz
görüyor. Her zaman en doğruyu kendisinin yaptığını,
gereken fedakârlığı gösterdiğini, ancak hep haksızlığa
uğradığını düşünüyor.
İşte burada Nasreddin Hoca'nın
ünlü bir fıkrası akla geliyor. Bir gün aralarında
anlaşmazlık bulunan iki kişi Hocanın yanına gelir.
Birinci adam, olayı kendi açısından güzelce anlatır.
Bunu dinleyen Hoca:
Evliliğin ilk günlerinden itibaren eşler kendi
aileleriyle yeni kurdukları yuva arasında ne kadar
uyumlu bir denge kurmuşlarsa evlilik müessesesi de o
kadar sağlam temeller üzerine oturur. Genellikle
evliliğin ilk yılları evliliğin gidişatı açısından çok
önemlidir. Bilimsel çalışmalar da evliliğin ilk
yıllarının ailenin temelini oluşturması açısından önemli
olduğunu göstermektedir. Evlilik ekonomik, duygusal,
sosyal, fikrî, pek çok yönü içine aldığından eşlerin bu
konulardaki değerleri, kalıplaşmış düşünceleri açısından
ilk yıllar bir uyum dönemidir ve bazıları için zor
geçebilir. Bu uyum döneminde her iki tarafın ailesi
önemli rol oynarlar. Aile, kişinin hayata bakışında
davranışlarında sahip olduğu değerlerin ve kalıplaşmış
düşüncelerin 1. dereceden belirleyicisidir. Kişinin
düşünce yapısında hayat felsefesinde arkadaşlarının,
aldığı eğitimin, okuduğu kitapların etkisi olsa da en
etkili kaynak ailedir...