Mevlana Celaleddin-i Rumi
|
İnsan
düşüncesine yepyeni bir mesaj veren ve İslam düşünürlerinin
fikir sistemlerini, inanç akidelerini ruh, akıl ve sevgi
üçgeni içinde sunan, insanlığa ahlak, din, ilim ve akıl
yolunda heyecan katarak yeni ufuklar açan Mevlana Celaleddin-i
Rumi, müstesna yüce bir varlık, ilahi bir ışık, manevi bir
güneş, Muhammed Ali'nin bendesidir.
Bugüne kadar gönüller tutuşturan ve bundan sonra da insanı
etkilemeye devam edecek olan Veli, kutup, pir, insan-ı kâmil,
büyük şair gibi sıfatlarla isimlendirilen bu büyük insan
hepimize ışıktır.
Gönüller sultanı Hz. Mevlana aşkın kemalidir; ama yalnız aşkın
mı? Hayır, O tüm güzelliklerin kemalidir, ilmin de hikmetin
de, aklın da...
O'nun insan
düşüncesine verdiği en büyük mesaj Aşk, Sevgi ve Birliktir.
O, bir veli hüviyetiyle gönüller coşturmuş, bir pir, bir
mürşit olarak insan kalbini saflaştırmış, bir bilgi kaynağı
olarak insan aklını nur ile yıkamış, akıl ve gönülleri kirden
kurtarmış, gelmiş geçmiş tüm peygamberlerin temsilcisi
olmuştur. |
|
Onun içindir ki hangi âlim
Mevlana'yı tanısa yücelmektedir. O'nun yoluna gönül koyan herkes
kemale, sevgiye, insanlığa, bilgeliğe, hoşgörü ve yüksek ahlaka
ulaşmaktadır.
O, hiç bir şeyi inkâr etmez ama her şeyi birler, bütünleştirir ve
sevdirir. O, kimseyi ayrı görmez. Çünkü O, her şeyin Allah'ın
zuhuru ve tecellisi olduğunu bilir ve bunu insan gönlüne ve insana
hal olarak yansıtır.
Mevlana aziz ve yüce bir üstad'dır. Tek başına bir sistemdir, bir
hayat ve bir düzendir. Ahlakı, ilmi, hikmeti, sevgisi, aklı,
tavrı, idraki, davranışları ve he rşeyi ile yüceliği öğreten bir
HAL ABİDESİ'dir. Peygamber-i zişan'ın gerçek temsilcisi, aşkın ve
aklın en yüksek öğesi ve gerçeğidir.
"İnsan yaratılmışların en şereflisidir" düsturuyla her dilden, her
dinden, her renkten insanı kucaklayan Hz. Mevlana sevginin,
barışın, kardeşliğin, hoşgörünün sembolüdür.
HZ. MEVLANA'YA GÖRE İNSAN
Hz. Mevlana'da insan, ölümlü ile ölümsüzü, iyi ile kötüyü, ilahi
ile beşeri benliğinde toplayan bir birleştiricidir. İnsan
ölümsüzlüğün, ölümlü beden içinde tekamül seyrini yaşamak için bu
alemdeki görünümüdür. İnsan varlık ağacının meyvesidir. Bir
rubaisinde şöyle seslenir:
"Suret suretsizlikten meydana geldi. Varlık peteğini ören arıdır.
Arıyı vücuda getiren, mum ve petek değildir. Arı biziz, şekil ve
çokluk sadece bizim imal ettiğimiz mumdur. Şekil ve cisim bizden
vücuda geldi. Biz onlardan değil; şarap bizden sarhoş oldu, biz
şaraptan değil."
Hz. Mevlana varlığın özü, yani yaratıcı kudretle insanın özünü
birleştirmiştir. İnsanın şeref ve yükümlülüğü, zevki ve çilesi
işte bu birlikten kaynaklanmaktadır. Bu birlik insanı varlığın
gayesi yapmıştır. Varlık, anlamını insanla kazanır. Yaratıcı
eserini insanla seyreder, zira insan hakkın gözü ve aynasıdır.
Hz. Mevlana şöyle seslenir:
"Sen cihanın hazinesisin, cihan bir yarım arpaya değmez. Sen
cihanın temelisin, cihan senin yüzünden taptazedir. Diyelim ki
âlemi meşale ve ışık kaplamış; çakmaksız ve taşsız olduktan sonra
o, iğreti bir rüzgârdan başka nedir?"
Yüce Hüdavendigar "Mümin müminin aynasıdır" hadisini açıklarken
şöyle konuşur:
"Tanrı'nın adlarından biri de el-mümin'dir. İman eden kula da
mümin denir. Mümin müminin aynasıdır demek, Tanrı onda, o aynada
tecelli etti demektir." O halde Hakk'ı insanda görmek gerekir.
Bunu yapmayan, görmesini bilmiyor demektir.
Yine Mevlana şöyle seslenir:
"Murat sensin. Neden oraya buraya koşuyorsun? O, sen demektir. Ama
sen, sakın ben deme, hep sen diye söyle. Göz dürüst görürse, sen O
olursun. O da sen olur."
"Ey Tanrı kitabının örneği insanoğlu! Ey şahlık güzelliğinin
aynası mutlu varlık. Her şey sensin. Âlemde ne varsa senden dışarı
değil. Sen ne ararsan kendinde ara, çünkü her varlık sende."
İnsanın bu şerefi bedava değildir. Bu şerefin beraberinde
getirdiği sorumluluk ve ıstırap da büyüktür. İnsanın şerefi gibi,
sorumluluğu ve ıstırabı da varlığın en büyük sorumluluk ve
ıstırabıdır. Mevlana'nın kavgası eşyaya boyun eğen insanı, eşyayı
boyun eğdiren bir yaratıcı benlik haline getirmek içindir.
İnsan, ne olduğunu anlamak için nereden geldiğini anlamak
zorundadır. Mevlana'ya göre böyle bir anlayış Yaratıcı kudretten
koptuğunun bilincinde olan insanın nasibidir.
"Tanrı, ululuk sırlarını insanda belirtmiştir. İnsanın önünde
canla, gönülle, bedenle gerçekten bir secde ettin mi ne yana
dönersen orası gönlüne Kabe olur."
Mevlana yine bir beytinde:
"Bedenin her zerresinden bir feryat duy, bir inilti işit; çünkü
sen büyük bir şehirsin; belki de bir şehir değil, binlerce
şehirsin sen. Her şey sensin; her şeyden öte ne varsa o da sensin;
O da senden ibaret."
İnsan geçirdiği bu kadar maceraya rağmen kendi değerinin henüz
farkında değildir. Kendisini kuşatan dünyanın nice tufanına tanık
olmasına rağmen kendi içinde sakladığı tufanların henüz idrakine
varamamıştır.
"Âdemoğlu dediğin, dünya sandığına konmuş bir aslandır. Sandık
kapanmış, kilitlenmiştir. O da kendisini yorgun ve bitkin
göstermektedir. Ama günün birinde bir coştu, bir kükredi de
sandığı kırıp parçaladı mı nelere gücü yettiğini, ne işler
edeceğini o vakit görürsün."
“İnsanların taş yüreklerinde öylesine bir ateş vardır ki perdeyi
kökünden yakar. Perde yandı mı, insan Hızır hikâyelerini de
tamamen anlar. O eski aşktan gönlün içinde yeniden şekiller
meydana gelir.” Ve yine şöyle seslenir yüce Mevlana:
“Sen ya Tanrı nurusun ya da Tanrısın; onun mazharısın. Şu dönen
göğü Tanrı'ya layık görme, yıldızlarla ayda irade, bir özgürlük
var sanma. Güneşlerin güneşi sensin. Şu gök kubbede dönüp duran
güneş başı bağlı bir topal eşek gibidir.”
Din, dil, ırk ayırmayan, her şeyi ve herkesi Tanrı’nın bir parçası
olarak gören yüce Mevlana’nın kadını bu düşüncenin dışında
tutmadığını anlatmaya herhalde gerek yoktur. Her zerrenin
Tanrı’nın birer parçası olduğunu belirten bu büyük insanın
cinsiyet ayrımı yapabileceğini düşünmek ancak cahilliktir. O’na
göre Tanrı katında cinsiyet yoktur. Dolayısıyla maddi âlemde de
cinsiyet ayrımının getirdiği davranış farklılıkları olmamalıdır.
Hz. Mevlana aşkla, müzikle, sema ve şiirle beslenip gelişen bu
dinler üstü yolda kadına da büyük bir önem vermiş, her konuda
olduğu gibi bu konuda da çağın ötesinde düşünmüş ve uygulamıştır.
Kadını hayatın diğer parçaları gibi, belki de daha fazla
önemsemiştir. Onları hayatın içine çekmeye çalışmış ve devrin
şartlarına aldırmadan, hiç çekinmeden insanlığın kadınla birlikte
var olduğu mesajını tüm âleme vermiştir.
Mesnevisinde,
“Kadın bir Nur’dur sevgili değil, kadın yaratıcıdır yaratılmış
değil...” sözleriyle kadına bakışını çok net olarak tanımlayan Hz.
Mevlana, onu “yaratan kudret” mertebesine çıkarmış ve
yaratıcılığın simgesi olarak göstermiştir. O her şeyden önce,
kadının kapanmasının ve örtülmesinin aleyhindeydi. “Fi-hi Mafih”
adlı eserindeki bir fasılda, karısını örten kapatıp kimseye
göstermeyen erkeği 'koltuğunun altına bir somun ekmeği saklamaya
çalışan insan'a benzeterek kınamıştır. Gizlenmenin ve örtünmenin
karşısındaki insanın daha çok merakını arttıracağını ve görme
duygusunu kamçılayacağını belirten Mevlana bunun sadece kötülüğü
arttıracağını ifade etmiştir.
Kadının veya erkeğin değil, insanın iyisi ve zararlısı olduğunu
söyleyen Mevlana, bu görüşlerini hayatında da uygulamıştır. O’nun
bir çok kadın müritleri vardı ve onların davetlerine hep uyar,
aralarına katılır onlarla şiirler okur ve onlarla sema derdi. Hz.
Mevlana’yı seven kadınlar onun başına güller serperdi.
Hz. Mevlana tek kadınla yaşamış, cariye ve köle kullanmamıştır.
Oğlu Sultan Veled‘e yazdığı bir mektupta zevcesini hoş tutmasını,
ona saygı göstermezse kendisini de incitmiş olacağını
belirtmiştir.
Hz. Mevlana öyle bir potadır ki oraya atılan her madde, orada
yeteneğine göre en uygun gelişimini bulmuştur. Oraya düşen her
zerre güneşlere ışık salan bir hal almış, padişahlara buyruk
yürütmüş, tahtsız taçsız gönüller hakanı sayılmış, ya da yokluğa
karışmış, addan sandan geçmiş, insanlığa bir iksir olmuş, soluk
alanların ciğerlerine işlemiş, yeni bir arayış gücü vermiştir.
En güzel görüş Mevlana’nın nazarıyla beslenmiş, gelişmiş, en tatlı
ses Mevlana’nın konservatuarında ahenkleşmiş, beste olmuş, en
gerçek bilgi Mevlana enstitüsünde metodlaşmış, şaheser vermiş, en
insani duygu Mevlana hareminde olgunlaşmış, kudret haline
gelmiştir. Mevlana, kendisine gönül verenleri hem kendi asıllarına
kavuşturan, hem içinde bulunduğu çağa göre, topluma göre en
yararlı olacak şekilde
yetiştiren bir “İnsanlık üniversitesidir”.
|